Bir varmış, bir yokmuş…

Günlük tutar gibi kullanabilmeyi çok isterdim bu siteyi ama, daha biriksin biriksin ve tek seferde uzun uzun yazayım istiyorum ama, sonrasında da okumaya üşendiğim gibi yazmaya üşeniyorum. Haliyle geçmiş kayıtlarım hafızamdan olduğu gibi (söz uçar yazı kalır mantığına ters bi’kere) kayıtlardan da silinmeye başlıyor. 🙂

Aslında bugün yazma isteği ve şu anlamsız görünen ama üzerinde bolca şop (photoshop, gerizekalılar anlamaz diye notlar düşüyorum böyle) içeren kuşlu resmi bir şarkıdan dolayı astım. Düşündüm de, Deryasal afet sonrasında kayıtlı veya madde olarak hiç bir şey kalmamış elimde. Hatta en olası şekilde binlerce hatıranın saklı olduğu bir çok eşyasını da her birine not ekleyerek “bitme sinyalleri” geldiğinde kendisine geri göndermiştim.

Yani, tüm güzel günlerimizle alakalı her bir hatıramızın olduğu deliler, katilin “ta” kendisine geri ulaştı. 😀 Cinayet dosyası da bol cezalı bir şekilde kapandı ama neyse konumuz bu değil. Katil aramızda dolaşıyor ne de olsa.

Dinlediğim şarkı, Kurşuni Renklerdi. Bu şarkının yeri bende neden ayrı bilmiyorum, belki benim gibi hisseden milyonlar vardır, belki de şarkı işte anlam çıkarma godaman pez.. diye söylenen de vardır da, herkesin anlamı kendine. 😀

Sözlerini dinlerken her ne kadar “ölmek istemeyen bir genç sitemini” anlatıyor olsa da, benim için şarkıların yaşanmışlıkları çok daha önemli. Hani, kişi şarkı sözlerini dinlerken kendi hayatından satırlara içinden eşlik eder ve hıııhhh işte bu şarkı benim şarkım der ya, (derya değil, der ya!) 😀 – işte öyle değil bendeki.

Çok eskiye gitmeye gerek yok ama, örneğin Serpil A. döneminde bolca dinlediğim Çelik – Bu şehirde – sözleriyle evet anlatmak istediğim şeyleri anlatıyordu ve genelde ev telefonu ve bazen sessiz telefonlar dahilinde Jeton ya da PttKartları oluyordu, onlar aracılığı ile, iki tarafın da zaten bildiği şeyleri tekrarlatıyorduk. Ama, Sezen Aksu – Tutuklu – ne olacaktı o zaman? Çocukluk derken 1 hafta bilemedin 10 gün sonra nasıl şarkımız oluyordu? Tutuklu kalmak için belki de yıllar geçmeliydi, belki de başkası olamaz artık diyecek kadar uzun süre geçmeliydi, ama dedim ya… Şarkının sözlerinden çok yaşanmışlıklarıdır sonsuz ve unutulmaz olan. Kişi veya şahıslar da değil, şarkı…. Her ne kadar yıllar sonra bir birimizi bulduğumuzda (-ki asker yolu bekleyen bekar bir kız çocukuydu hala) benim şarkı söylemeye başladığım o aptal dediğim Badem – Sen Ağlama (tlf. kaydımı) dinledikten sonra efsanemiz bu olsa da gerçekler değişmiyor. Sözlere bakarsan diyor ki, yollarıma taş koysalar döneceğim ve gözlerinden yaşlarını sileceğim…. Ki, bu şarkı sonrasında serpil başkanımız ağlayarak msn den çıkmıştı. ( ergenler bilmez, o zamanlar msn vardı, messenger – alpere111@hotmail.com 😀 hey koçum ) Ama tabi, dedim ya sözlerin bir önemi yok. McDonald’s a bile gelip, benim görüşmediğim Serpil başkanım… 😀 Hatta hatta şu video sahibi (şimdi instagram sayfamda gezinti yapıyorum, siz okurken beklemeyeceksiniz ama ben aşamaları yazmayı seviyorum ) Aha buldum –
https://www.instagram.com/p/BZZWCg5nT61/ 😀 ama inadına kaydetmiştim sonra ama K.Avcı denen SAT düzenlemesi ile değil, orjinal haliyle… Neyse, Serpil başkanımız 2 çocuk annesi ve yoğun bir hanımefendi. Bizim saçmalıklarımızı uzun uzun okuyacak vakti de yok zaten. 😀

Ama ama sonra örneğin, Göksel – Kurşuni Renkler’in sahibi Elif E. ne olacaktı? Aslında konuya başlama sebebimiz olan bu şarkı, dediğim gibi bir gencin erken yaşta ölmek istemediği bir sitem/ağıt veya adı her neyse olan şey gibi ama benim için öyle değil. Ne zaman dinlesem Elif E. ile bağlantılı bir dönemi yaşıyorum. Ne kadar elle tutulur tüm hatıralarım Deryasal afet faciasında yok olmuş olsa da, hayali ama bir o kadar gerçek hatıralarım şarkılar sayesinde yaşamaya devam ediyor. Hele şu Kanal A mı Başkent tv mi neydi, orada kadın zımbırtısı programında konuk olup şarkı söyleme olaylarından sonra kızılayda metro çıkışında yıllar sonra denk gelişim. 🙂 Duvara dönüp (diğer arkadaşlara da oğlum elif dön dön dön) saklanışım. ( sanki narkotik baskını, yat yat yat eller arkaya başını kaldırma) 😀 Komik ama gerçek… Yine bir şarkı sonrasında hafızalara yer etmiş hayat sahnesidir bu, gülüp geçmek kolay değildir. :))))))))))))))))) ( Ve kızkardeşi Rabia’nın bana mesaj atıp, gördüm seniiiii :))) yazması ile, oha sen xxx tv izler miydin? deyişim ve yoooo dedikten sonra kız nerden gördün o zaman deyişim…. (-o dönemler ağırlıklı olarak Or-An sitesi önünde saklanarak malum evi izlemeye çalışırdım. İçeri girmek yasak olduğu için dışardan içeriyi görmeye çalışırdım.) Haliyle Rabişte bildiği için yine oralardayım sanarak birini bana benzetmiş… İşte bunlar hep şarkı….. 😀 Görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok. 😀

O dönemler aslında Afili Yalnızlık hatta ve hatta Hayalet ( Hayal ET) sevgilim dönemleriydi de ama hafızamda kalmadı tabi. Her ne kadar Manga’nın ünlü olduğu dönem olsa hatta Barış Akarsu konserinde birlikte tepinmiş olsak bile, hatta manga ve duman konserlerinde de arada denk gelip o anları birlikte yaşasak bile hafızamda Kurşuni Renkler kaldı. Belki de o dönemlerde benim için Kurşuni renkler, benim dönemim için beni en iyi anlatan şarkıydı belki de ama dediğim gibi. Ben şarkı sözlerinde kendimi aramıyorum, şarkının dönemine an’ı sokuşturup dinlediğim zaman da şarkı bana sokuştursun diye uğraşıyorum sanırım. (Tövbe tövbe) 😀 Ama Rabiş’in bizim konser öncemizde Burger King ziyaretimizde tesadüfen denk gelmemiz, beni tanımayıp (grubun diğer elemanları ile konuşup) hayal meyal şuan ama, H.sonu gelemem Elif’in düğünü var dediği an ile OHAA diye milletin içinde kendimi ifşam sonrası Rabişin, Alperrr??????? (tabi bunalım döneminde saçlarımı kazıdığım için, denk gelince beni tanımamıştı) esnasında çalan tanıtım şarkılarını hatırlamıyorum pek. Demek ki, yaşanmışlığım olsa da, yaşadığım kişi yanımda yokken adı anılsa bile hafızaya alamıyorum. Ya da düğünü olacak kızın adını anmak bize göre değildi artık, vazgeçmeyi o an ilk kez düşünmüştüm, bilmiyorum. Elif’i çok karıştırdık. Sonraki döneme geçelim. Keyfimiz kaçmasın, sinirlenirsem ne olur biliyorsunuz değil mi? 😀 Evet, bir b.k yapamam. Neyse.

Sonra, yine ergenler bilmez dönemlerde MSN denen süperler süperi icat üzerinde ne dinliyorum gibi bir özellik vardı. Haliyle ne kadar ergen varsa göstere göstere dinlerdi. Evet, media playerda farklı şey dinleyip, winanmp denen şeyden de sesi kısıp dinlediğimiz çokca olurdu ama şimdi bu konulara girip konumuzu dağıtmayı asla istemiyorum. Bu yüzden lütfen susun ve dinleyin, yani okumaya devam edin. 😀 Göksu K. adlı arkadaş mesela bu ne dinliyorum üzerinde takık bir arkadaşımızdı. Daha doğrusu dinlediğim şeye takık olan bir arkadaş. 🙂 Rafet El Roman – Burcu Güneş – Son Mektup adlı şarkıyı bolca dinlerdim… İlk trip attığı dönemlerdi ve biliyordu Elif ile alakalı sevdiğim bir şarkıydı. İlk bu şarkı dinlenmesi yasaklanmıştı. 😀 Tabi, trip baskılarıyla. “aklımda son veda günü, duruşun bana bakışların… Gözlerinden dudaklarından, öperim seni öperim….” diyordu şarkıda. 🙂 Nedense yakın tarihler biraz biraz daha hafızamda fazla canlanıyor. Her ne kadar birkaç yılcık geçmiş olsa da, hastane dönüşü benim zorumla abisinin evine bıraktığım Deryasal afet binayı bırak, bahçe kapısından girmek yerine gözlerini pörtletip nefes almadan el sallayışı hafızada son duruş ve bakış olarak kalmış olsa da bu Göksu K. başkanımızın hatırası ve deryasal faciaları buradan hemen uzaklaştırıyoruz! 😀 İşte, sonra sonra sonra zamanlar geçti, 10-15 foto, birkaç buluşma derken, EA – Dayan Yalnızlığım şarkımız oldu. Ne sözleri ne başka birşeyi hayatımız değildi ama, şarkı o günlerin şarkısıydı ve çat diye haşırt diye bir ses geldi ve bizim şarkımız olarak hafızalara kazındı! 😀 Slayt bile yapmıştım (ki eski bir SD kart içinde slayt varmış ve hemen kapattım ve kaldırdım o SD kartı! Göksu başkanımız da tarihler arasında hafızalarda yerini aldı. ( Gerçi slayt deyince, malum arkadaşa merak ettiği için Elif’in olmadığı, görüşemediğimiz dönemlerde birgün mutlaka izleteceğim dediğim 5 şarkı uzunluğunda slayt CD’sini -ki yedeksiz- iken kargoda kırılmış…… diye yalan/doğru bilemem kırıldığını söyleyen ve yedeği olmadığı için kendimde bile anısı olmadığı aklıma gelip sinirlenmiyor değilim de, konu hala Göksu, araya sürekli Elif ve Deryasal afet giriyor nedense) Böyle işte, Göksu başkanım da Dayan Yalnızlığım içine saklanmış şekilde benimle yaşlanmakta. Dinlesen dert, dinlemesen dert….

Aslında Ferhat Göçer’den bu sabağğğgghhhhhhh… Gül ki sevgilim’i çok sevse de, ben Ferhat G. sevmezdim. Evet bu şarkıyı dinleyince de Göksuyu hatırladığım bir gerçek ama duygusal bir çöküntü yaşatmıyor bu şarkı bana. 😀 Bakın, demek ki slow şarkılar yanında eğlenceli şeyler de şarkılara kendini hapsettirebiliyormuş. Ahh be Göksuuğğ başkan. 😀 Soyadının uzunluğundan sen suçlusun ya neyse…. Seni Dayan Yalnızlığım’a havale ettim, orada kalacaksın. 10 koca yıl geçse unutmadığım gibi, 100 yıl geçse de ( bak bak bak, tam bi şerefsiz diyorsunuz şuan, 133’e kadar yaşayacağını garantiliyor it deseniz de) unutmayacağım sanırım. 🙂 Zakkum – Ahtapotlar da bizdendi ama boşver şimdi.

Aslında geçmiş 33 yıla bakınca hiç dinlemem ama şu cover tam sizlik ya kaydetmeyeceğim korkmayın, ama bunu içinizden biri birgün okursa dinleyin şuan..

Aslında aşk hayatım dışında benim için şarkılara saklanmış çok insan var. En büyük örneklerinden biri 15 yıla yakındır haber alamadığım Havva Ay örneği var mesela. Abla-Kardeş örneğiydik ama oldu birşeyler işte… Yıldız Tilbe – İlan-ı aşk dedin mi benim için akan sular duruyor… Kız bana aşk ilan etmiyor, ablam sayılırdı. Hatta canından çok sevdiği erkek kardeşi yerine koyardı, telefonuna bile “Ufaklık” olarak kaydetmişti. Örneğin, Elif – Göksu arasında kendimi arayış dönemimde Ayfer gerçeği ile, Üstüme Basıp Geçme – Gökhan Kırdar şarkısı var. Asla dinlemiyorum o ayrı konu. Bir Sezen Aksu şarkısında yıllar önce aramızdan ayrılan Bilge Sönmez örneğini de unutamayız. Kendi yazdığım şarkıları bu işe karıştırmıyorum, çünkü hiç biri yerini bulamadı. Evet hitaben yazılmış olsa bile, şarkı ile kişi bir araya gelmediği için şarkının bu yazıda anlattığım gibi bir etkisi olmadı, bu yüzden konumuz dışında kaldılar.

Tabi şu da bir gerçek, nasıl ki Serpil gaza getirdi HoşGeldin’i kaydettim ve sonrasında özel ricası ile İçimdeki Duman’ı kaydetmiş olsam da, Sıla – M.Matiz – Muhbir isimli şarkıyı ne kadar dinle dese de dinlemezdim. Ama şu son giriştiğim tadilat var ya, (o tadilat bana g… 😀 ) o bittiği an kaydı alıyorum… Kendisinin bu durumdan henüz haberi yok tabi… Ve sonra Duygu başkanımız, ne kadar evli ve kendisi ile görüşmüyor olsam da dinle dinle dinle derken sie sie sie diye püskürttüğüm ve o yokken dinleyip sevdiğim Feride H. Akın ve İ.Yalçıntaş bu şehrin tozlu yolunu da peşinden kaydediyorum hiç kaçarı yok. Tabi, kaydın vokal kısmı kalmış olan aylar önce müziğini tamamladığım Bir ölüm kalım meselesi de ilk sıralarda kayda gireceklerden ama, bu şarkının sahibini pek anmayacağım. O kendini bilir. 😀 Sonra öööreenciler dalga falan geçiyormuş, çok fena g.te geliyormuş arkadaş zoruna falan gitmesin şimdi.) 😀

Uzun lafın kısası, başlarım sizin sözünüze de şarkınıza da. Benim için müzik önemli, söz eşlik ediyor sadece. Sözlerinde kendimi bulmama gerek yok yani. Sizde durum nedir bilemiyorum ama, kimini hafızalara, kimini şarkılara kimini ise sayfalara (buraya yazıyorum ya, onu demek istedim. Senin için değil bu defa ama, illa ki buraya kadar üşenmeyip okuyan bir gerizekalı vardır ve anlaması zor olabilir, onun için not düştüm yine) yazıyoruz işte. Hayat böyle, A varken B, B varken C, C varken D falan sürüp gidiyor. Derken 33 oluyorsun, yanlışlar oluyor, doğrular oluyor. Tüm doğruların ise yanlışları götürüyor. Biz de böyle, ne kadar çok doğrun varsa yanlışları kucaklıyor uzak bir yerlere götürüp imha ediyor. 😀

Neyse şimdi de çok uzatmışım, okurken çok üşeniyorum. Yazmaya daha çok üşeniyorum ama yazmaya başlayınca da farkında olmadan yardırıyoruz 😀 Yazmasam da sürekli aklımda çok şey var elbette. Hatta sitemden koşarak uzaklaşmak isteyen arkadaşımız için de çok çok uzun şeyler yazmak isterdim ama kendini hafızalardan silinmek, örenci dediği (küçük küçük piçler) veletlerden ürktüğü için sizlerin içinde en çok yazılacak ıvırı zıvırı olsa da yazılamıyor maalesef. Bu sebeple deryasal afet dışında birşey yazarsam ağzıma acı biber sürmeye söz verdim kendime. 😀 Hele hele ima edersem dahi tek ayak üstünde, kafamda 3 tane kediyi sabit tutacağım konusunda düşüncelere dalmıyor da değilim. ( Ya kedi demişken, bir kedi kaç gram bilen var mı? ) İşte olaylar bu şekilde gelişmiş arkadaşlar. Ölen ve yaralanan arkadaşlara başarılar diler, aranızdan (bir yeni saçmalıkta görüşmek üzere) ayrılırken evlilerin yanaklarından muah muah öper, bekar kalmışa arada bir yerde, onu da denk gelen yerlerinden yerlerinden öpücükler, hoşçakalın dilerim. 😀

3 eylülde yazmaya başladım, 4 eylül olmuş. İyi halt olmuş.

Hadi görüşmek üzere… 🙂

Bir cevap yazın