Sal. Kas 3rd, 2026

Huzursuzluğun fiziki bir gerçekliğe dönüştüğü bu morgda, yalnızca birkaç saate sığacak olaylar yaşanacaktı. Fakat anlatılanlar, hayatın sadece karanlık yüzüne bakan bir bakış açısıyla yetinmeyecek; çoğu zaman görmezden gelinen başka pencerelerin de varlığını gözler önüne serecekti. Yer­leşmiş yargıları sarsan, kalıplaşmış düşünceleri alaşağı eden ve okuru rahatsız ederek düşünmeye zorlayan sıra dışı bir yol izlenecekti…

Özel bir şirket tarafından işletilen ve ileri teknolojiyle donatılmış olan bu morg, akıllı ceset muhafazasına sahipti. Kapıdan girer girmez genzi yakan keskin kokusuyla bu so­ğuk oda; soldan sağa üç sıra, yukarıdan aşağıya ise üç katlı dolaplardan oluşmaktaydı. Paslanmaz çelik gövdeleriyle birer sürgülü çekmeceyi andıran bu dolaplar, tıpkı bir telefon tuş takımı gibi numaralandırılmıştı…

Gece boyunca ziyaretçi ölüler arasında geçen diyalog­ların ardından, her bir ceset teker teker ödüllendirilecekti. Belki altın kaplama bir tabut, belki de görkemli bir cenaze töreni! Ancak cesetlerin bu ödülü kazanabilmek için önce cehennem azabını çekmesi, olayların nihayete ermesi içinse bir süre beklemesi gerekiyordu. Sabırsız cesetlere verilebile­cek tek iyi haber; ikindi namazına kadar tüm cevapları almış olacaklarıydı.

Bu kitap; gerçek hayattan alıntılar ve karakterlerin anlat­tıklarından derlenen bir takım yaşamsal ve kısmen de ölüm­sel olayları içermektedir.

Karanlığın arkasında durup aynaya bakmak hissini ilk kez tadacak olanların hikâyesi, işte tam da burada başlıyordu. Varlığını sessiz, işlevsiz ve şeffaf bir gölgeye indirgeyerek ola­cakları sadece uzaktan izleme vakti gelmişti artık.

Morg, insanoğlunun ölüm defterine yazılacakların ilk sayfası; her yaprağı yeni bir hikâyeye gebe olan olaylar sil­silesinin geçici ruhani merkeziydi. Hayat, aslında yeterince uzundu; kimileri içinse koca bir asır bile kısacıktı. Fakat hep­sinin eninde sonunda ulaştığı ve buluştuğu o mutlak kimse­sizlik, bu soğuk dolapta başlıyordu. Burası zamanın durduğu, zamansızlık boyutunda “sonun” ve “başlangıcın” sıfır nokta­sında yer alan o ölüler oteliydi.

Teneşirde yıkanan cenazenin gölgesi de artık siyah değil, şeffaftı. Ceset yıkandıkça gölgesi kirinden, siyahından arınır; su kadar berrak bir hâl alırdı. Faniler için bu şeffaf gölgenin adı “ruh”tu.

Metalin acıtan, soğuk hükmünün tam ortasında boylu boyunca uzanan ceset; nihayet manevi sıcaklığı hissetmeye başlar ve arafta, güneşin ilk ışıkları bedenine yansırdı. Vücu­dundan içeri sızan huzurun eşliğinde, kapalı göz kapaklarının ardı bile kamaşır, yüzünde çiçekler açar ve son tebessümüyle ölümün yüzüne gülümserdi. Atmayan, donmuş yüreği derin­lerde bir yerde son kez çırpınırdı. Gece karanlığı yerini yeni bir boyuta, güneşli bir güne bırakmak üzereyken; soğuktan tir tir titremiş olan ceset, ölüme doğabilmek için sabırsızlıkla toprağa kavuşmayı beklerdi.

Toprağına doyasıya sarılmadan hemen önce, orada uza­nan cansız beden ile onu gizlice izleyen şeffaf ruhun tüm bu olaylar yaşanırken çok basit bir son görevi vardı:

Öylece beklemek…

Morg romanından alıntıdır. Sayfa 11

By alperdemircan

Canım kendim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir