Zaman daralmış ve durmaksızın hızla akıp gidiyordu. Farklı bedenlerde, kemikten ya da mekanik bir bedenden oluşarak dünyaya yeniden dönüşüm gerçekleşebilirdi. Ya da geçici olan bedenler bir gün yok olabilirdi! Aslolan zaten bedenler değil, düşüncenin kendi gücüydü. Ölüm artık bedenen yok olmakla değil, diğer insanların zihninde hatırlanmakla ölçülecekti.
Ta ki; hatırlayacak son insanın zihninden silinene dek…
Mekanik Başkan kısa kestiği veda cümlesinden sonra hızla merdivenlere doğru ilerlerken, kendinden oldukça emindi. Tereddüt etmeden net bir şekilde kararını uyguluyordu. Biran bile duraksamadı, dönüp bakmadı ya da son kez el sallamadı. İnsani duygu barındırmadığı için kararlarını belli ki düşüncesiyle uyguluyordu.
Yapay kalbine yenik düşmüyordu! Bazı kararlar zordu ama “duygulara” asla yer yoktu! Sadece olması gerekene odaklanmıştı ve belki de tüm sebebi biraz da buydu! Merdivenlerden aşağıya doğru inerken, devasa çelik kapağı insanüstü gücüyle usulca çekmiş, o an yaşanan uğultu ve anlaşılamaz yoğun seslerin arasında kapağı üzerine kapatmıştı.
İşte her şey sona erdi…
Hâlâ enerjisinin olması bir şeyi değiştirmemişti. Kararını vermiş ve çoktan gitmişti. Biz böyle bir sonu hayal etmemiştik! Tünelden ilerleyip anıt mezarının altındaki o devasa kasanın içinde, öylece uzanmıştı belki de. Koca bir devir sona ermişti. Herkes şoktaydı! Mekanik Başkan artık bizimle olmayacaktı!
Her yere sinsice ölüm sessizliği çökmüştü. Üzgün ve yoğun kalabalığın uğultusu bir anda durmuştu!.. Anıt mezarının başında artık sonsuz bir yas vardı. Kendi mezarına doğru yürüyen mekanik bedenin ardından herkes gözyaşı döküyordu. Kimse bu duruma hazır değildi ve böyle bir sonu beklemiyorlardı! İnsanlar, birer birer evlerine çekildi ve ışıklar usulca kapandı.
Herkes o gece diğerlerinden çok farklı bir sabaha uyandı. Mekanik Başkan’ın son vedasının ardından mevsimler, yıllar geçti ama o hâlâ yoktu. Yıllar boyunca o kapı bir daha hiç açılmadı. Söz verdiği gibi, hiçbir şekilde iletişim kurmadı.
Biliyordum ki, fazla bir zamanı kalmamıştı! Hareketsiz bedeni, artık tükenmek üzereydi ve sonsuza dek kapanacaktı!
Melodi romanından alıntıdır. / Sayfa 184
