Sal. Kas 3rd, 2026

Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ben Alper Demircan. 1986 yılında Rize’nin Ardeşen ilçesinde doğdum. Ankara’da kendi evimde yalnız yaşıyorum. Huzur, benim için önemli bir ayrıntı. Dinginlik, bana iyi gelen bir yaşam biçimi.

İlkokuldan sonra uyum sağlayamadığım okul hayatımı, uzaktan eğitimlerle sürdürerek ve iki üniversite diploması alarak zoraki bir şekilde tamamladım. Çocukluğumdan beri okumak yerine yazmayı tercih eden bir yapım var.

Boş zamanlarımda evimde, kendi yaptığım müzikle vakit geçiriyorum. Kendime ait bir müzik odam var. Evimdeki televizyonu yılda bir kez bile açmam. Sıklıkla düşünürüm. Monoton ve asosyal bir hayatım var; zaten hiçbir zaman dizi izlemedim.

Amatör olarak eskiz çizmeyi seviyorum. Romanlarımdaki tüm görsellerin ve kapakların ön eskizleri de bana ait.

Sanatın her köşesine sarmaşık gibi sıkıca tutunuyorum. Kendi atölyemde, kütükten başlayarak son hâline kadar tüm aşamalarını bizzat işlediğim ahşap eserler üretiyor; yaşamımı giderek bu sanatın etrafında şekillendiriyorum.

Özetle; olabildiğince sade sürdürdüğüm yaşamıma kendime özgü renkler katarak, grileşen dünyanın dışında kendi alanımı yaratmayı başarıyorum.

Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Gençlik dönemlerimde yöneticiliğini yaptığım çok sayıda forum ve blog sitesiyle başlayabilirim. Bazı ünlü isimlerin hayran kitlelerinin aktifliği ve sürekli bir sorun çözmek zorunda olmamın yanı sıra, aynı dönemde internet üzerinden yürüttüğüm işimde SEO uzmanlığı yapmam da bu süreci etkiledi.

Wikipedia ve sözlüklerde geçirdiğim yoğun mesailer, makale yazma alışkanlığı kazanmamda etkili oldu. Tüm bunları, beni bugünkü noktaya taşıyan etkenler arasında sayabilirim.

Amaen büyük etken, 2000 yılından bu yana müzisyen olmanın bana kazandırdığı özellikler. Yazarlıktan önce, geçmişte çıkardığım demo albümümde şarkı yazarı olarak deneyim kazanmam, bu serüvenin temellerini atmamda başlıca rolü oynadı diyebilirim. Sözleri ve müziği bana ait olan birçok şarkı üzerinde yoğunlaşmam, üretkenliğimi keşfetmeme yardımcı olmanın yanı sıra, bu yönümü farklı kategorilerde geliştirmem için de yeni bir yol açtı.

Roman yazmaya girişmemdeki asıl kırılma noktası ise yaklaşık 15 yıl sonrası için düşündüğüm bir fikirle alevlendi. Tabii,buna sebep olan kıvılcımbeklenen zaman gelene dek esrarengizliğini korumak zorunda…

Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

İlk kez kaleme aldığım ve sonrasında yazdığım her bir eserin arka planında, kişisel sayılabilecek özel anlar var. Hatıralar, hatta iletişim yöntemleri var. Bazı bölümler, bir daha asla görüşme ihtimalimin olmadığı kişilere ulaştırabildiğim mesajlar barındırıyor. Bazılarında ise bariz göndermeler var. Tabii, bu mesajların yerine ulaşıp ulaşmayacağı konusunda tereddütlerim yok değil. Lakin bize bu satırları yazdıran duygularımız değil midir zaten? Bizi biz yapan, varlığımızın sebepleri…

Ressam olsaydım, belki de içime attıklarımı,fırçamın renkleriyle tuvalin yüzüne çarparak ifade ederdim. Sonuç olarakortaya çıkan her şeyin mutfağında yaşanmışlıklar, yaşanmışlıkların içinde ise bolca özel anlar oluyor…

Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Burada küçük bir itiraflabaşlamalıyım sanırım.Benim hiçbir zaman kitap okuma alışkanlığım olamadı;onları bir türlü sevemedim. Ben sadece yazmayı sevdim, her zaman yazdım. Öğrencilik serüvenimin henüz başında birkaç kez okul değiştirmek zorunda kalmamın ve okul hayatımın bana yaşattığı travmanın etkisiyle olsa gerek, kitaplarla hiçbir zaman arkadaşlık kuramadım.

Ama sorun kitaplarda değilmiş.Onlarla barışabilmek için kalemimden var olmavakitlerinin gelmesini bekliyorlarmış. Bu nedenle okuma alışkanlıklarımın bugünkü yazım dilime ve üslubuma doğrudan bir etkisi olmadı. Belki de bu, benim adıma çok iyi bir durumdur. Hiçbir yazarın ya da romanınetkisinde kalmadan kendi yorumlama tarzımıkendime özgü bir biçimde ifade edebiliyor ve bu şekilde, “İşte, bu tam olarak benim tarzım!” diyebiliyorum…

Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Eserlerim yaygınlaştıkça ve okuyucu kitlem oluştukça, işte o zaman yazarlık sıfatını tam anlamıyla benimseyebileceğim düşüncesiyle yazıyorum. Bana göre sanat, önce sanat içindir. İnsanlara dokunduğunda ve onların kabullenişini gördüğümde, evet, bu sıfatı kendime yakıştırabilirim.

Ölüm denizde boğularak gelecekse bana, yalnızca “Ölüp gideceğim yani?” düşüncesiyle yetinmeyip olaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşanlardan olduğumu fark ettiğim için yazıyorum. Güneşli, güzel bir günde mi olacak? Yoksa dalgaların hiddetinden ürktüğüm, çıldırmış bir denizin dalga çığlıkları arasında ve zifiri karanlıkta mı? İşte bunları düşünenlerdenim…

Detaylandırma, mükemmellik arayışı, eleştiriyle yüzleşebilme, hayal gücü, gözlem yeteneği…

Birçok unsur bir araya gelmişse yazıyorsunuz zaten…

İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir?Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Öncelikle, yaptığım işe saygı duyarak başladım bu serüvene. Emek yolculuğumda usanmadan sonuna kadar gideceğimin sözünü kendime veriyorum. Yeri gelecek, tek satır yazamadığım, yalnızca düşündüğüm günler olacak. Düşünmekten sıkılacağım, başladığım cümleyi tamamlamakta zorlanacağım anlar yaşayacağım. Bütün bunları bu serüvenin doğal akışının bir parçası olarak en başından kabulleniyorum.

Acele etmek gibi bir lüksüm yok. Yazmayı, kısık ateşte pişmesi gereken bir yemek gibi düşünüyorum. Bir de mutfağına hâkim olmak ve malzemeleri iyi seçmek gerekiyor. Çünkü gözyaşıyla karanlık henüz hesaplaşmamış olanlar için yazarlık biraz erken olabilir. Aktarmak istediğinizi satırlara yansıtabilmek adına duyguları çoktan yaşamış, tüm bunların üstesinden gelmiş, hatta kontrolü bütünüyle ele almış olmak gerekiyor…

Hazır olduğunu düşündüğünüz eserinizi tekrar kontrol ettiğinizde, eklemeler yapma gereği hissediyorsunuz. Eksikleri gidermek, geliştirmek istiyorsunuz. Tüm bu zorlu süreç için yeterince sabrınız yoksa iyi bir yazar olma şansınızın bulunduğunu düşünmüyorum.

Harikalar yarattığınız bir roman için bile kimse sizi beklemiyor; “Bitsin de hemen basımını yapalım.” demiyor. Bunun bilincinde olarak hiçbir aşamada acele etmemeniz gerekiyor. Üstelik bazı süreçler zaten sizden bağımsız olarak yavaş ilerliyor.

Öncelikle sabır, sabır ve sabır şart…

Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk romanım, aynı zamanda yazım sürecinde en çok zorlukla karşılaştığım eserim olan bilim kurgu türündeki Melodi. Gerçek hayatta evlenseydim ve bir kızım olsaydı, adını Melodi koyacaktım. Romanlarım da benim çocuklarım gibi. Basımı gerçekleşen her romanımı, dünyaya gelen yeni çocuğum gibi paylaşıyorum. Romanlar da tıpkı çocuklar gibi değil midir zaten? Dinlediğin sürece anlatır…

Ruhani dünyamdan satırlara dökülen diğer eserlerim ise şöyle:

AHMAK– Korku/gerilim

2222– Fantastik

MORG– Psikolojik roman

Farklı kategorilerde sınırlarımı zorlayarak tek yönlü olmaktan çıkmaya çalışıyorum. Bu durum, beni çok daha üretken, çok daha fazla düşünen ve daha geniş çaplı gözlemler yapan bir yazara dönüşmeye itiyor.

Sınırlarımı sonuna kadar zorlamak, beğenmediğim bir çalışmayı tamamen silerek yeniden kaleme almak zorunda kalmak benim için üzücü bir durum değil. Aksine, bunların her biri beni olgunlaştıran adımlardan biri oluyor. 

Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Konuların tamamı, birebir yaşadıklarımdan ya da düşlediklerimden oluşuyor. Aklımı kurcaladığını düşündüğüm bir konuyu ele almak, çok daha akıcı bir yazım sürecine ve kendimi gönüllü olarak içine bırakabileceğim yeni fikirlerin ortaya çıkmasına vesile oluyor.

Farklı kategorilerde yazdığım için “En önemli etkenler şunlardır.” diyerek bunların nedenlerini sıralayamam. Her birinin beni sürükleyen, kendine özgü olayları var. Ancak her romanımın ortaya çıkış sürecinin önemli olaylardan etkilenerek şekillendiğini söyleyebilirim.

Ana etken ise tek kelimeyle yaşanmışlıklarım…

Gerçek hayatın yaşanmışlıklarından eserlerime yalnızca bir tutam değil, çok daha fazlasını taşıyorum diye özetleyebilirim.

Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? 

Yazmaya başladığım her eserin finali, ben henüz yazmaya başlamadan önce düşüncelerimde belirlenmiş oluyor aslında. Finali zihnimde netleştirdikten sonra ilk işim, bilgisayarımda yeni bir klasör oluşturup romanım için belirlediğim tek kelimelik ismi bu klasöre vermek oluyor.

Ana karakterin yaşayacağı süreçten önce, finalde başına ne geleceğiyle ilgileniyorum. Elbette sürpriz sonlar her romanın son sayfalarını süsler. Benim romanlarım ise “Kesin şöyle bitiyor.” diyemeyeceğiniz şekilde sonlanıyor. Şaşırtıyor. Sonunda iyilerin hep kazandığı kalıplara özellikle karşı çıkıyorum. Dünya, öyle bir yer değil… İnsanların dostu olan biri, bir gün karşılaşabilecekleri en kötü düşmana dönüşebiliyor. Ama dediğim gibi, her bir romanımın finali henüz tek bir sayfa bile yazılmadan önce belirlenmiş oluyor.

Kaderi daha en başında belli olan karakter, sonunu bile bile yürüdüğü bu çilekeş yolda elbette farklı yöntemler deniyor olabilir. Ama kaderinden kaçabilmesi mümkün değil. Bu konuda çok acımasız davranıyorum; affım yok. Çünkü ana karakter olarak kendimi yazıyorum.

Canım kendimin canına okuyabilmek çok zor oluyor ama başarıyorum…

Size ilham veren şeyler nelerdir?

Yaşamın her anı,yazarlar için birer ilham kaynağıdır aslında.Belki de ilham, yazarın kendisidir.Olanı görmek dışında, hayal gücümüze dâhil ettiğimiz, birbirine eklediğimiz ve satırlarımıza kattığımız şeylere ilham diyoruz. Renkler, kaynağı belirsiz sesler bile… Bazen kulak misafiri olduğumuz bir sohbet, hatta şiddetlibir saygısızlık içeren kavga… Bir doğa olayı, vedalaşma anları, hatta bir hastane odası… Her biriyazarı besleyen bir nimettir.

Sanatı icra eden ve kabul gören her sanatçının ilham kaynakları ve yöntemleri,bence bakış açısıyla orantılıdır. “Şu olsun da bana fikir versin, yazmaya başlayayım.”gibi bir durum yok. Lakin benim beslenme kaynağım, hayal dünyamda yaşayan düşüncelerim. İnsanların yoğun olduğu yerlerde bulunmayı sevmiyorum ve hayatımda çok az insana yer veriyorum.

Özetle,çok gezen değil, çok düşünen yazarlar kategorisindeyim sanırım…

Diğer bir deyişle,bu sorunun cevabı bizim ilhama ne kattığımızda gizli. Çünkü ilham aslında sanatın sihir tozunu serpme yöntemlerinde gizlidir. Duyguların özgürce savrulduğu bu sihirli tozbazen bir gitaristin penasında, bazen bir ressamın fırçasında,bazen de bir yazarın kalemindeno an doğabilir. Ortaya çıkan müzikler, resimler ve romanlar, bizi biz yapan bu döngüde yer alan hayatın can damarlarıdeğil midir zaten?

Biz beslediğimiz sürece ilham can bulmaya başlar ve onu kendi yorumlarımızla bir esere dönüştürürüz.

Bilinçsizceüzerimize aldığımız en temel ilham kaynağımız isehâlâ hayatta oluşumuzdur diye özetleyebilirim.

En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Aslında bu iki sorunun yanıtı muhtemelen birbiriyle benzerlik gösteriyor. Gün içinde çalışma hayatının yoğunluğu, hayatın getirdiği stres yükü ve hatta gürültünün tam ortasında üretkenlikten söz edemeyiz. Birinci kuralımız vakit. Ancak doğal akışına bırakılmış değil, yaratılmış bir vakitten söz ediyorum.

Özellikle zihnimde yer kaplayan bir düşünce varsa, bu benim için kesinlikle çözülmesi gereken bir sorun gibidir. Çünkü aynı anda çok fazla şey düşünürüm. Beni meşgul eden düşüncelerin yoğunluğunu azaltmak ve bu sorunu çözmek adına bir fırsatını yakalayıp düşüncelerimi hızla, ancak ham hâliyle satırlara dökerim. Bu aşama, bazen dijital bir iletişim kanalı üzerinden kendime gönderdiğim tek bir satırdan ibaret bile olabiliyor.

Kendimle baş başa kaldığım ve “yaratılmış zamanın sınırlarına ulaştığımda” bu tek satırlık tohum sonunda çatlar, yeşerir ve yalnızca toprağın yüzeyine çıkmakla kalmaz, bulunduğu bölgeyi hızla istila eder. Birkaç sayfalık hasat, kesinlikle beni motive eder. Bu döngü, son sayfa yazılana dek belirli aralıklarla devam eder…

Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı,romanlarınızı farklı kılan şey nedir?

Muhtemelen alışılmışın dışında, kendime özgü bir dil kullandığım için… Yerleşmiş, kasıntı ya da zorlayıcı kalıpların çok dışında, ferah bir anlatım biçimiyle aktarılan olaylardan herkesin payına düşeni alacağını düşünüyorum. Korku-gerilim, hatta psikolojik romanlarımda bile korku ve ürperti kadar gülümsemeye de yer veriyorum. Kurgularımın, okuyucuların benliğine işleyen bir anlatımla onları sürükleyeceğine inandığım için kitaplarımın okunmasını tavsiye ediyorum. Yalnızca bilim kurgu ya da fantastik romanlarım değil, kaleme aldığım her roman benim için “geçmiş ve gelecek arasındaki bağlantıyı sağlayan manevi bir kapı.”

Yazarlık serüvenimde durduğum yeri, zamanın sıfır noktası olarak görüyorum. Geçmişi bütün olarak gözlemleyebilme ve geleceği de düşünce gücümü katarak, özenle dokunmuş şık bir halı gibi okuyucunun önüne serebilme yeteneğime güveniyorum.

Bu gece gökyüzüne bakalım hep birlikte. Telaffuz etmekte zorlanacağımız kadar çok sayıda, yan yana gördüğümüz ışıkların her biri, bize geçmişten gelen parlak bir kanıt. Kimisi, onlarca yıl önce yok olmuş gök cisimlerinden gelen ışıkların yansıması; âdeta geçmişten günümüze uzanan bir ışık huzmesi.

Zamanın bu sıra dışı boyutunu, gözümüzle gördüğümüz ancak aslında artık var olmayanın gerçekliği üzerinden ele alarak henüz var olmayanı yoktan var etme sanatını icra ediyoruz. Geçmiş ve gelecek harmanlanarak satırlarımız aracılığıyla tarihe not düşülüyor.

Benim romanlarımı farklı kılan da olayları kurgularken kullandığım hayal dünyasının güçlü perspektifi.

Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Romanlarımda ana fikir diye bir genelleme yapamam, çünkü her birinin ana düşüncesi ve işlediği konularbirbirinden çok farklı. Örneğin,Melodi romanımda dünya üzerinde para kullanımının sona erdirildiği bir süreçte dijital dünyanın gerekliliği ön plana çıkıyor.Hem bu romanın devamı niteliğinde olan hem de geleceğe dair yeni bir serüveni anlatan 2222 isimli romanımda ise dijital dünyanın ve yapay zekânın ulaştığı kontrol ve güç boyutununartık evrenin sonunu getirebilecek bir tehlikeyedönüştüğü işleniyor.

Ama biraz spoiler vermenin de bir sakıncası yok. Her romanımda bazı kişilere özel olarak yaptığım göndermeler, söylemek istediklerim ve sitemlerim yer alıyor. Laf sokmak bazen eğlenceli geliyor ve sanırım bu yöntemi çok seviyorum.

Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

İlk zorluk şüphesiz, ortaya çıkan eserin eleştiriye maruz kalma ihtimalidir. Mükemmellik bile bir kusur sayılabilir. Bu durumla ilgili şöyle bir benzetme yapabilirim: Bir yazar olarak tek başınasınız ve karşınızda ikna etmeniz gereken binlerce okur var. Onları ikna edebilmek, inandırabilmek, hatta yazdığınız korkuyu ya da heyecanı okuyucuya o an zirvede yaşatabilmek çok kritik bir süreç.

Başa çıkma yöntemim ise özetle, yüzleşerek.

Yarattığınız eserden eminseniz, başa çıkmanız da kolay olacaktır…

Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Düşünebildiğim sürece bu konuda bir sorun yaşayacağımı sanmıyorum. Çünkü zihnim her fırsatta üretmeye devam ediyor; aynı anda iki farklı projeyi ilerletebiliyorum. Beni zorlayan şey belki de olayların akışını yavaşlattığını düşündüğüm ama değiştirmeye de kıyamadığım, özenle kurulmuş bazı cümlelerim olabilir. Bu yüzden yazmak, kurgulamak ve yeni fikirler üretmek benim için işin kolay kısmı.

Ancak romanlarımda da belirttiğim, hayata dair temel bir düşüncem var: Sorunların çözümü için sorun olan durumu geniş bir çerçevede ele almak ve yaşanan sorunu doğru tespit etmek gerekir. Bir sorunu çözmem için gereken tek hamle bu oluyor. Çünkü hiçbir sorun, benim çözüm üretme yeteneğimden üstün değil.

Sorun bende ise çözümü de zaten yine bendedir.

Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Aslında hiç. Müzik paylaşımları yaptığım, yoğun sayılabilecek bir kitlesi olan Instagram hesabım var ama bu, müziğimle ilgili bir hesap. Bu nedenle ailemize yeni bir üye,yani romanım katılmadığı sürece paylaşım yapmıyorum. İnsanların gözüne sokarak değil, doğru zaman geldiğindeeserlerimi doğal akışında ilerlerken keşfedeceklerine inanıyorum. Tıpkı benim gibi, potansiyel okuyucularım da bir yerden başlayacaklardır.

Naylon bir sansasyon yaratıp hızla tanınmak ülkemizde bir ritüel hâline geldi ve bu durum çok can sıkıcı olmaya başladı. Yazım ve basım sürecinde olduğu gibi, bir yazarın tanınması ve romanın kabul görmesi de çıldırtacak seviyede sabır gerektiriyor.

Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Fuarlarda romanlarıma yer verilmesine karşın, imza günlerine katılmayı hiç düşünmedim. İnsanlarla ikili ilişkilerimde sanırım oldukça başarısızım. Asosyallikle barışık, yalnızlık için yaratılmış bir karakterim. Sadece yazarak iletişim kurmayı seviyorum.

Olumlu ya da olumsuz geri dönüşlerin bana katacağı çok fazla tecrübe olabilir. Romanlarımı okuyan ve benimseyen her bir okuyucu, beni yeni serüvenlerin kucağına sürükleyerek yeni fikirler sunabilir. Eleştirileriyle varsayılan eksiklerimi tamamlamama yardımcı olabilirler. Gözlerine baktığımda yeni heyecanlar tadabileceğim; ama dediğim gibi, ben asosyallikten yanayım ve kendi bilinç dünyamın denizinde yüzmeyi tercih etmeye devam edeceğim.

Eleştiri ya da övgüler yazılı olarak iletilirse bunu yeniden düşünebilirim… 🙂

@alperdemircanofficial

Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Hayatımın her anında üzerinde çalıştığım yeni bir projem olmuştur. Çünkü biri bitmeden diğeri şekillenmeye başlıyor. Basit bir örnek vereyim: Uyumaya çabaladığımda, sadece siyah bir boşluğa bakarak uykuya dalacağımı düşündüğüm anlarda bile kendimi bir anda hayal kurarken, görsel sahneleriyle birlikte bir şeyleri zihnimde yaşarken buluyorum.

Şu anda da ana karakterlerini benim canlandırdığım “Cinayet” ve “Kedi” romanlarımı eş zamanlı olarak yazmaya devam ediyorum. Onlar bitmeden yeni projelere başlayacağımdan da eminim. Bu projeler de tıpkı diğer eserlerim gibi tek kelimelik isimlerden oluşuyor. Mesela neden “Garipçe Sokağı Cinayeti” ya da “Kedi Ruhi” değil?

Sanırım bu, farkında olmadan başlattığım bir totem ve böyle sürecek gibi görünüyor…

Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Bu konuda biraz daha geniş çaplı bir konuyu ele almak istiyorum. Tüm romanlarımda kullandığım görsellerde ve ana karakterlerde Alper adı geçiyor. Kimi zaman Başkan Alper, kimi zaman mekanik ya da dijital Alper oldum. Bazen de yeri geldi, romandaki “Ahmak” karakteri oldum.

İlk romanım olan Melodi’yi yazdığımda, romanıma özel olarak çizilen yirmi civarındakigörselin tamamında yine benim yer almış olmam,yakın çevremden eleştirileri de beraberinde getirdi.Narsist gibi davrandığım ve farklı karakterler üzerinden ilerlememin daha doğru olabileceği bile fısıldandı. Şaşırtıcı geri dönüşlerarasında bunu ilk sıraya koyabilirim.

Eğer bir gün kendim dışında bir yaşantıya dair bir anlatı yazacak olursam, işte o zaman ana karakterin adı, görüntüsü ve karakteri değişir. Bu eserler bana özgüyse, düşlerimden koşarak gelmiş ve satırlarıma sıkıca tutunmuşlarsa yine ben olarak kalmalıydı.

Bu tür eleştirilere karşı duruşumu;“Başkan” ya da “dünyayı kurtaran mekanik beden”kimliğinden sıyrılıp suratsız, nemrut bir Ahmakolarak ya da Morg romanımdasoğuk dolapta poposu buz tutmuş biçimde yatan bir ölü olarak karşımıza çıkarak gösterdiğimi düşünüyorum.

İşte tüm bu yaşadıklarım, beni en çok duygulandıran şeylerden biri olabilir…

Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Risk basamağında atılan her adım, sonuç olumsuz olsa bile varılan noktada yazar adaylarına çok şey katacaktır. Bazen yazılan yüzlerce sayfa silinir ama ardından çok daha güçlü ve üzerinde çokça düşünülmüş yeni satırlar çıkagelir. Gelir ama yeter ki vazgeçilmemiş olsun.

Eğer çalışma yenilenmiyor, devamı gelmiyorsa ve yazar yazdıklarını beğenmiyor, emek vermeye değmeyeceğini düşünüyorsa o çalışma eser olarak anılmayı da hak etmiyor demektir. Önce tekrar tekrar denemek, emeğine saygı duyarak sabır göstermek gerekir…

Bu ve benzer durumlar, dâhil olduğunuz sistem çarkının rutin seyridir.

Vazgeçmek için erken davranmayın…

Karar vermek için ise sakın geç kalmayın…

Varyasyon Kalemler sitesinden alıntıdır.

By alperdemircan

Canım kendim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir